DUYURULAR

SERBEST KÜRSÜ

KARANLIK

Mustafa Kaya


..karanlığın rengi ,evet evet karanlığın rengini merak ediyorum.Tuhaf bir sessizlik olmalı ya da benim gibi bir yalnızlık.İçinde hangi göçler,hangi hüzünler yaşanıyordur kim bilir.Veya hangi utançlar saklanıyordur ne malum.Bu her akşam bende tekrarlanan bir zihin ve duygu akışıdır.Çünkü yorgun gözlerimi ve gün boyu süregelen koşuşturmaların analizini yapma anıdır,uzandığım divanda uyuya kalmak için geçirdiğim süreç.Az önce ışığı söndürmüştüm,uykum yok, önce simsiyah bir karanlık sonra perdeye akseden sokak ışıkları.Bana bir eğlence çıktı diyorum.Perdeye ve oradan odanın duvarlarına dökülen ince ışık hüzmelerinden kendime masal kahramanları üretiyorum.Alacakaranlık kuşağı gerilim filimlerini aratmayan şekiller çıkarıyorum akseden gölgelerden.Günlerdir oynadığım bu oyunlarda uykulara dalmama kaç dev sebep olmuştur anlatamam,her biri farklı heyecanlar yaparak gecenin karanlığına uğurlamışlardır beni..Benim sadık yarim tek kişilik çek yat divanım bu yalnız gecelerimde ışıklarla dans eden beyin fırtınama şahittir.Odamın içinde kaçışan parlaklıklar bazen bir arabanın farları,ya da ay ışığıdır.Kısacası çakmak ateşinin aydınlığı kadar odama giren bu davetsiz misafirler beni oyalıyorlar işte her akşam.Giderek anlamaya çalışıyorum dışarıdaki ses, ışık, geliş gidişlerin ve ayak seslerinin içeriklerini.Gözlerimi duygularımı kalbimi gezdiriyorum odanın duvarlarında,sık sık yer değiştiren gölgeler de olmasa farkında olmayacağım varlığımın ve bilicimin.Ruh ve bedenimle hayatın içinde, gerçeğin merkezinde yaşadığımı,yüzümün utangaç biraz da korkulara alışık olmayan titrek bakışlarımı cesaretle tutuyorum.Gecenin bu alaca karanlığında birden aklıma alın yazımı merak edişim geldi.Kaderimi benim bilmediğim ama Rabb’imin takdir ettiği ama benim tercih ve iradelerimle örülecek o kader elbisemi çok merak ettiğimi düşündüm.Geçen hafta gittiğimiz bir filimde duymuştum çok sevdim o cümleyi “ ..alın yazımsın.. “diyordu ne içten duygulu çok zarif gelen bir ifadeydi bu.Bütün bir filmi seyrettim sadece bu cümle zihnimde yer etti.Sayfalarca yazılacak bir konu ve cümle bu.Belki eğer görmek mümkün olsaydı engel olmaya,eğer bilebilseydik durdurmaya çalışacağımız bir sır bu alın yazımız.Ben kaderimi seviyorum ,kader tarihimin ilahi çizgilerle korunmuş olduğundan rahatsız değilim.Aksine bana bu gizemlilik huzur bile veriyor.Neyse bu düşünceyi fazla ilerletmedim bir an geldi geçti.Perdeye vuran ışıkların gidiş gelişleri iyice uykumu kaçırdı,oluşan görüntülerden film seyreder gibi oyunlar üretmeye başladım.Neredeyse ölümsüz bir hatıraya rastlamış gibi( ya da antika bir eşyaya ) uzun uzun üzerinde duruyor,hipnoz edilmiş gibi sabit bir noktada kalıyorum.Kimi,heyecanlarımı artıran resimleri oluşturuyor,kimi de,kırık dökük parçaları birleştirmek işi uzuyor da uzuyordu.Bunları öyle küçümseyemeyiz,eğer kendinizi yoğunlaştırmışsanız farkında olmadan kurduğunuz bir senaryoda oynamaya başlıyorsunuz.Ses efekt ve başrol hepsi sizden çıkıyor.Gecenin ilerlemiş saatlerine kadar devam eden bu sancılı bekleyiş çoğu zaman yorucudur.Uykunuz kaçtığında ışıkları yaktığınızda hepsi kaçışır ama yatağınıza döndüğünüzde yine aynı serüven devam eder.Bu yüzden çoğu zaman yorgun düşüyorum ben de,zihnim ve benliğim başka iklimlere kaçıyor.Bu ışık bu gölgeler ne zaman beni korkutsalar,dikkatimi dağıtıp gözlerimi kaçırıyorum.Dışarıda bitmek bilmez bir canlılık var olmadı siren sesleri, itfaiye araçları deniz araçlarının selam düdükleri, belki yağmurlu bir gece yağmurun sesi,gök gürültüleri daha yüzlerce takibini yapacağım gecenin sesleri var.Gerçekten korktuğum zamanlar oluyor, hayallerimi kurutan görünmez yangınlar varmış gibi,gel git korku nöbetlerine yakalanırım,arada bir durduk yerde perdenin kımıldaması yüzünden.Bir boşluğun avucundaymışım gibi başıma dolanır gölgelerden yaptığım canlılar.Uyku tutmaması ne fena, daha anlatamadığım ne kabuslar görmüş olabilirim şu geçen ömür gecelerimde. Uykumun kaçtığı geceler şafağın atmadığı,sabahları kayıp geceler olur.Bu gece hiç uykum yok son yaprağı da kopmuş bir takvim gibi hissediyorum kendimi.Hayatım kaybolmuş sanki,yerde miyim gökte mi bilemiyorum.Ne oluyor bana durmadan korkular üretiyorum birazdan ağlayacak gibi boğazıma düğümlenen nefeslerimle boğuşuyorum.Dili olsa da şu odamın duvarları anlatsa bu melankoli akşamları ve beni esir alan alacakaranlık çiçekleri konuşsun.Böyle bir akşamdı yaşadığım ve bir böceğe dönüşür gibi odalarda kaçışıp durduğum saatler.Zaman uzadıkça uzadı,gözlerim ve bedenim gecenin ilerlemiş saatlerinde sendelemiş olarak perişan vaziyette uzandığı divanda uykuya ancak dalmıştı.Sabah olmaya yakındı,şafak vaktinin cömert ışıkları doluyor odaya,ve sabah ezanları sıcak bir el gibi tutuyor uyandırıyordu beni.Güneş doğmadan yakalamalıydım zamanı,biliyorum ki gün ışığı geceye inat her gün hayata tutunmayı aşılıyor.Şimdi gündüzün gerçek aktörleri ile nasıl yaşayacağımı düşünmeliyim.

mustafa kaya
20.04.2013

Mustafa KAYA / 29.08.2013

Bu yazı 317 kez okundu.


YORUM YAP



YORUMLAR

Siirdemeti.Net - 2005 Yılından Günümüze Karşılıksız Sevgi ©